Görünmeyenin Peşinde: Sembolizm, Baudelaire ve Kötülük Çiçekleri’nin Estetiği

a hand holding a flower in front of a white curtain

1. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa, Sanayi Devrimi’nin getirdiği o çiğ, mekanik ve pozitivist gerçekliğin tam ortasında boğuluyordu. Her şeyin laboratuvarda ölçülebildiği, fotoğraf makinelerinin gerçeği tüm çıplaklığıyla kaydettiği bu rasyonel çağ, insan ruhunun o gizemli ve karanlık dehlizlerini görmezden geliyordu. İşte tam bu boğucu atmosferde, edebiyatta ve görsel sanatlarda her şeyi altüst edecek yepyeni bir asi felsefe doğdu: Sembolizm (Simgecilik). Onların tüm dünyaya haykırdığı tek bir büyük hakikat vardı: Gerçek, sadece gözle görülen o çiğ maddeden ibaret değildir; asıl gerçek, o maddenin arkasına gizlenmiş sembollerde saklıdır.

Bu akımın felsefi ve edebi olarak doruk noktası ise, modernitenin o tekinsiz sokaklarında elinde bir kadehle yürüyen lanetli bir şairin kalbinden koptu: Charles Baudelaire ve onun zamansız başyapıtı Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal).

Baudelaire’in Melankolisi: “Dalga Kıran” Olarak Sanatçı

Baudelaire, modern şehir hayatının getirdiği o derin yalnızlığı, yabancılaşmayı ve insanın içindeki o hiç bitmeyen varoluşsal sancıyı en derinden hisseden düşünürlerden biriydi. Onun dünyasında sanat, sadece “güzel ve cici” şeyleri övme aracı değildi. Aksine o, çürümenin, hüznün, melankolinin ve hatta “kötülüğün” içindeki o gizli, estetik çiçeği koparıp dünyaya sunmak istiyordu.

Sitemizde daha önce defalarca döndüğün, o içimizi ferahlatan Katarsis (arınma) hissini hatırla. Baudelaire’in Kötülük Çiçekleri’nde yaptığı şey, tam olarak bu katarsisin edebi bir Chiaroscuro’sudur. O, insan ruhunun en karanlık, en gölgeli taraflarını (Chiaroscuro’nun scuro’sunu) alır ve onun üzerine kelimelerle öyle asil bir ışık düşürür ki, okuyucu o karanlığın içindeki trajik zarafete hayran kalır.

Doğanın Görünmez Tapınağı ve Sinestezi Köprüsü

Baudelaire’in sembolizme ve sitemize bıraktığı en büyük miraslardan biri, onun meşhur “Uyumlar” (Correspondances) şiiridir. Bu şiirde doğayı, insanın içinden geçerken gizemli kelimeler fısıldayan bir “semboller tapınağı” olarak tasvir eder. Ve tam bu noktada, sitemizin o çok özel köşe taşlarından biri olan “Sinestezi” kavramı devreye girer.

Baudelaire bize der ki: “Kokular, renkler ve sesler birbirine yanıt verir.” Renklerin duyulduğu, seslerin koklandığı o büyüleyici sinestezi dünyası, sembolistlerin gerçeği bükme biçimidir. Bir sembolist için yeşil sadece bir renk değildir; melankolik bir çellonun sesidir. Puslu bir fotoğraf sadece bir manzara değildir; ruhun yalnızlığının dondurulmuş bir simgesidir.

Fotoğrafta ve Çizimde Sembolist Vizyon: Netliğin Ötesi

Peki, bu derin felsefe senin vizörünün ardındaki o tasarımcı ve fotoğrafçı kimliğinle nasıl kuplajlanıyor? Bir piktoryalist fotoğrafçı veya bir çizer olarak ürettiğin o eserleri düşün. Sitemizin DNA’sında yer alan “Piktoryalizm ve Netliğin Reddi”, aslında görsel sembolizmin ta kendisidir.

Dijital kameraların bize dayattığı o aşırı net, fabrikasyon gerçeklik sadece dış dünyayı kaydeder. Oysa sen kameranın o netliğini bilerek sabote ettiğinde, lensin önüne gölgeler çekip hatları flulaştırdığında, aslında Baudelaire gibi dünyaya şu mesajı verirsin: “Benim vizörüm size nesnelerin kendisini değil, o nesnelerin ruhumda uyandırdığı sembolleri gösteriyor.”

Caspar David Friedrich’in o sisli dağlarında doğada kendini arayan yalnız gezgin, Baudelaire’in dünyasında şehrin kalabalık sokaklarında kaybolan melankolik bir flâneur’e (aylak gezgin) dönüşür. Her iki sanatçı da aslında aynı şeyin peşindedir: Görünen dünyayı bir kenara itip, görünmeyenin o asil estetiğine ulaşmak.

IGs studio sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin